Cuma, Eylül 18, 2015

Anadili Hakkı mı, Anadilinde Eğitim mi?


Anadili Hakkı mı, Anadilinde Eğitim mi?

Günay Güner

            Türkiye gibi ekinler bileşiminden oluşan bir ülkede kimi yurttaşların birden çok anadiliyle yaşamasından doğal bir durum olamaz. Türkçe sözkonusu yurttaşlarımızın da hem ortak dili, hem de diğer anadilidir. Budunsal köklerinden gelen anadilinin geliştirilmesini istemek hakkı kadar, ortak dil Türkçemizin korunup geliştirilmesini istemek de hangi kökten gelirse gelsin tüm yurttaşlarımızın hakkıdır. Ne ki bu bilince hâlâ ulaşılamadı.
            Anadili konusu yoğun biçimde siyaset aracı yapılırken, sıklıkla öne çıkarılan başlık anadilinde eğitim olmaktadır. Bu siyaset sözcülerinin en azından tutarlılık adına, anadilinde eğitimin hangi toplumsal yapı, tasarım, gelecek düşüncesiyle dillendirildiğini açıklamaları gerekir. Bu bir zorunluluktur. Şu çıkarımda bulunmak ve sorulaştırmak olanaklıdır: Hangi devlette uygulanmak, iş bulmak, görev yapmak üzere dış siyaset, tüze (hukuk), siyasal bilgiler, maliye… eğitimi alacaktır? Çünkü bu alanlar bir devlet yapılanmasının kurumlarını oluşturur. Anadilinde eğitimin ardından Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumlarında görev alınacağı varsayılırsa, bu tür bir uygulamanın anlamlı olacağını söylemek, bilimsel eğitim anlayışına uygunluğunu savlamak olanaksızdır. Ayrılık güdülmüyorsa anadilinde eğitimin yukarıda belirtilen kaçınılmaz sonucunun halkı, ülkeyi hangi geleceğe ulaştıracağının; amaçlanan eğitimle, devletin vazgeçilmez kurumları arasındaki çelişkinin ne anlama geldiğinin açıklanması gerekir.
            Sözkonusu tartışmada içtenlikle öne sürülen belki de tek anlamlı istek, budunsal kökten gelen anadilinin gelişebilmesi, yetkinleşebilmesi amacıyla yapılması gerekenler yönündeki isteklerdir. Anadili ancak yazarlarının, yazıncılarının, dilbilimcilerinin, bilim adamlarının özverili, akılcı ve nesnel; hiçbir dar siyasal bakışa bağlanmadan, bilim ahlakından ödün vermeden çalışmalarıyla korunur, geliştirilir. Anılan uzun erimli çalışmanın hemen her aşamasında, birlikte solunan ortak dilin birikiminden yararlanılmasının gerekli, giderek zorunlu olduğu açıktır.

            Batı, özellikle son otuz yıldır, birçok alanda olduğu gibi, toplumbilim alanında da ülkemizin bilimsel yaşamını aşındıran bir dil yaymıştır. “Çokkültürlülük”,  “çokkimliklilik”, “cemaat”, “sivil toplum”, “etnisite”… derken bir “öteki” kavramı çıkarıldı ki her kapıyı açıyor! Şunu anlamak o denli zor mu? Ne çok “öteki” denirse, bu sözde kavram ne çok dolaşıma sokulursa, o değin “öteki” olunur. Ayrılık keskinleşir. 
Harbi Gazete, 23 Mayıs 2011

Hiç yorum yok: