Cuma, Eylül 18, 2015

Kimlik ve Anlam Sağlığı


Kimlik ve Anlam Sağlığı

Günay Güner


            Akademik kürsülerde “bilimsel” kibir yarışındaki, beyazcam (tv) bağımlısı toplumbilimciler son otuz yıldır özellikle de son on yıldır cemaatlere, soylara, soplara, budunlara sevdalandılar, toz kondurmuyorlar. Çok şükür bu parçacıklar her derde devalar. Özgürlük onlarda, insan hakkı onlarda, kul hakkı onlarda, helalleşmek onlarda, sağlık, eğitim, huzur, “istikrar”, güvenlik hep onlarda. “Medine Vesikası”nı imzalamaya az kaldı.
            Terör örgütü liderinden saygın siyasetçi yaratma bilimsel projesi (TÖLSSYBP diye de okuyabilirsiniz) üzerinde aralıksız çalışan akademik toplumbilimcilerimizi (haşa yaratmak ne söz dediklerini duyar gibiyim) yoğun işleriyle baş başa bırakıp, bireyin kimlik dünyası nedir sorusuna bu toz duman ortamdan arınmaya çalışarak yanıt arayabiliriz. (Aynı “bilimcilerin” yıllardır sanık konumunda olan tutuklulardan “eli kanlı caniler” yaratmakta da usta oldukları eklenmelidir).
            Bireyin kimliği birçok öğeden oluşur. Kişiliğin önemli bir bölümünü belirler. Sonuçta bir bakış, tavır, duruş ortaya çıkar. Olaylara, konulara bu bileşimle bakılır. Bileşimin bölümlerinin neler olacağını büyük oranda dönemsellik koşulları belirler. Tarım toplumunun insan kimliğini gelenek, töre, din, efendi kul ilişkisi, sözlü ekin birikimi… oluşturur. (Bu aşamadan başlayarak insan onurunu ayağa kaldıran Spartaküs’ten bu yana başat kaygının özgürlük olması gerektiğini, Spartaküs’ün sancağını yere düşürmeye hakkımız olmadığını her an usta tutmalı). Sanayi toplumunda kişi görece özgürleşir, öbek, topluluk, soy baskısından önemli ölçüde kurtulur. Bireyleşir. Bu birey yurttaştır, işçidir, beyaz yakalıdır, okumuştur… Bu toplumsal yapının sanatı da ayrıdır. Düşün, felsefe sorunları, yabancılaşma kaygıları işlenir. Dünya bütün olarak algılanır. Diğer insanlardan, ülkelerden, oralarda olan bitenlerden sorumluluk duyulur. Sonuçlar çıkarılmaya çalışılır. Öze emek verilir, kitap okunur. Bireyin daha gelişkin bir insan teki olduğu söylenebilir.
            Ancak günümüzde sanayi toplumunun birey ilişkilerinde çözülme yönünde bir gidiş sözkonusudur. Bu çözülmenin, bilinç aşınmasının nedeni küreselleşme (giderek yeni dünya düzeni) adlı ülküsel, tasarlanmış bombardımandır. İnsan bilincini hedef alan bu saldırının yapısı budun, din, dinsel topluluk (cemaat), tarikat gibi sanayi toplumu öncesi ilişki biçiminin kimlik öğelerini ulus örgütlenme biçimine karşı yüceltmek anlayışına dayanır. Böyle bir yaşamın insanı görünürde kentli ilişkiler sürse de düşün biçimi, kimlik özellikleri bağlamında derebeylik dünyasında yaşar. Dünyaya bilimin, usun, eleştirinin penceresinden değil, fizik ötesinin, söylencelerin, tekil yaklaşımların, inançların daralmış aralığından bakar. Dönemin ayırıcı bir özelliği olarak teknolojinin, bilişimin hızıyla birleştirildiğinden köle bakışı daha etkili ve güçlü biçimde kök salabilmektedir. Buradan sonra insanlığın uğruna neler verdiği gerçek özgürlüğün izinden, kırıntısından bile söz edilemez. Ne acı ki bu insanlığa kıyım yine özgürlük, insan hakları, kimlik, çok kültürlülük, eşitlik gibi sözcükler kullanılarak yapılıyor. İçi boşaltımlı, tersine çevrilmiş kavramlarla…
            İnsan kimliği tek etkenden oluşmaz. Kimlik ayrı sınıflandırmalarla ilgili birçok alanın bileşimidir. Yurt, aile, memleket, köy, meslek, yetenekler, din, budun, mezhep (ya da bunlara karşı oluş)… Anlam sağlığı ise (bu kavram Prof. Dr. Ahmet İnam’ın düşünsel, felsefesel katkısıdır) sözkonusu bileşimin bölümleriyle, ayrıca bu bölümlerin oransal payıyla sıkı sıkıya ilişkilidir. Anlam sağlığı bireyin düşünce ile duygu dünyasının iç tutarlılığı olduğu kadar dış dünyayla kurulan uygar, çağcıl, eleştirel bağlar anlamını da taşır. Anlam sağlığı kimliği tek yönlü yapılandırmamayı, dengeli kurulumu, insanlık birikimine ve çağın gerçek beklentilerine uygunluğu gerektirir.
            Somutlaştırırsak kişinin kimlik öğelerinden birini, birkaçını, hele de çağdışı, ayrımcı, tekilci, uyumsuz olanı yaşamının her anına egemen olacak derecede öne çıkarması, her olaya bu egemen bakışla yaklaşması sağlıksız (patolojik) bir kişiliği gösterir. Sözgelimi budunsal (etnik) kimlik, dinsel kimlik, mezhepsel kimlik böyledir. Her şey bir yana bu kimlikler tekilci özelliktedir. Yani tartışılmaya, eleştirilmeye açık kimlikler değildir. Kesin kabul ya da ret mekanizmasıyla işler. Kişiyi inaklara (dogma) yöneltir. Bu sav kimlikte yeri olmadığı anlamına gelmez. Önemli olan bütün içindeki oranı ve şiddetidir.
            Yeni dünya düzeninin istediği insan tipi budur. Kendini sınıfsal, yurtsal, insansal, bilgisel yanlarıyla değil, budunsal, dinsel, mezhepsel kimlikleriyle tanımlama çabasında olan insan! Ne yazık ki başta “aydın”lar olmak üzere çok az kişi tehlikenin ayrımında. “Bilim”, “yazın”, “resim”, “basın”, “fotoğraf”… bu anlayışa uygun biçimde tasarlanıyor.
            “Birbirimizi ayrılıklarımızla tanıdıkça seveceğiz” yaklaşımı tamamen yanlıştır, yer yer de aldatmacadır. Ayrılıklar yaratıcılıkla ilgili olarak ilk ortaya konulan anlamında sevgi, ilgi güzellik konusudur, saygındır. Bunun dışında sevgiyi değil sevgisizliği besler. Bireyin ortaya çıkamadığı, yaşayamadığı derebeylik kimliklerini yüceltmek, ayrı olanı sevmek şurada dursun özgürlüğü de, hoşgörüyü de öldürür. Yeryüzündeki onca çatışmanın üst yapısı da bu değil mi?
            Budun, din, mezhep, aşiret… gibi kimlik alanlarını yaşamsallıktan çıkarmak, olsa olsa halkbilimsel bir değer biçiminde korunması gereken bir konumda tutmak bilincini edinememiş kişinin aydınlığı her an sorgulanmaya açıktır.

 7 Eylül 2015





Hiç yorum yok: