Kimlik ve Anlam Sağlığı
Günay Güner
Akademik
kürsülerde “bilimsel” kibir yarışındaki, beyazcam (tv) bağımlısı
toplumbilimciler son otuz yıldır özellikle de son on yıldır cemaatlere,
soylara, soplara, budunlara sevdalandılar, toz kondurmuyorlar. Çok şükür bu
parçacıklar her derde devalar. Özgürlük onlarda, insan hakkı onlarda, kul hakkı
onlarda, helalleşmek onlarda, sağlık, eğitim, huzur, “istikrar”, güvenlik hep
onlarda. “Medine Vesikası”nı imzalamaya az kaldı.
Terör
örgütü liderinden saygın siyasetçi yaratma bilimsel projesi (TÖLSSYBP diye de
okuyabilirsiniz) üzerinde aralıksız çalışan akademik toplumbilimcilerimizi
(haşa yaratmak ne söz dediklerini duyar gibiyim) yoğun işleriyle baş başa
bırakıp, bireyin kimlik dünyası nedir sorusuna bu toz duman ortamdan arınmaya
çalışarak yanıt arayabiliriz. (Aynı “bilimcilerin” yıllardır sanık konumunda
olan tutuklulardan “eli kanlı caniler” yaratmakta da usta oldukları
eklenmelidir).
Bireyin
kimliği birçok öğeden oluşur. Kişiliğin önemli bir bölümünü belirler. Sonuçta
bir bakış, tavır, duruş ortaya çıkar. Olaylara, konulara bu bileşimle bakılır.
Bileşimin bölümlerinin neler olacağını büyük oranda dönemsellik koşulları belirler.
Tarım toplumunun insan kimliğini gelenek, töre, din, efendi kul ilişkisi, sözlü
ekin birikimi… oluşturur. (Bu aşamadan başlayarak insan onurunu ayağa kaldıran
Spartaküs’ten bu yana başat kaygının özgürlük olması gerektiğini, Spartaküs’ün
sancağını yere düşürmeye hakkımız olmadığını her an usta tutmalı). Sanayi
toplumunda kişi görece özgürleşir, öbek, topluluk, soy baskısından önemli
ölçüde kurtulur. Bireyleşir. Bu birey yurttaştır, işçidir, beyaz yakalıdır,
okumuştur… Bu toplumsal yapının sanatı da ayrıdır. Düşün, felsefe sorunları,
yabancılaşma kaygıları işlenir. Dünya bütün olarak algılanır. Diğer
insanlardan, ülkelerden, oralarda olan bitenlerden sorumluluk duyulur. Sonuçlar
çıkarılmaya çalışılır. Öze emek verilir, kitap okunur. Bireyin daha gelişkin
bir insan teki olduğu söylenebilir.
Ancak
günümüzde sanayi toplumunun birey ilişkilerinde çözülme yönünde bir gidiş
sözkonusudur. Bu çözülmenin, bilinç aşınmasının nedeni küreselleşme (giderek
yeni dünya düzeni) adlı ülküsel, tasarlanmış bombardımandır. İnsan bilincini
hedef alan bu saldırının yapısı budun, din, dinsel topluluk (cemaat), tarikat
gibi sanayi toplumu öncesi ilişki biçiminin kimlik öğelerini ulus örgütlenme
biçimine karşı yüceltmek anlayışına dayanır. Böyle bir yaşamın insanı görünürde
kentli ilişkiler sürse de düşün biçimi, kimlik özellikleri bağlamında
derebeylik dünyasında yaşar. Dünyaya bilimin, usun, eleştirinin penceresinden
değil, fizik ötesinin, söylencelerin, tekil yaklaşımların, inançların daralmış
aralığından bakar. Dönemin ayırıcı bir özelliği olarak teknolojinin, bilişimin
hızıyla birleştirildiğinden köle bakışı daha etkili ve güçlü biçimde kök
salabilmektedir. Buradan sonra insanlığın uğruna neler verdiği gerçek
özgürlüğün izinden, kırıntısından bile söz edilemez. Ne acı ki bu insanlığa
kıyım yine özgürlük, insan hakları, kimlik, çok kültürlülük, eşitlik gibi
sözcükler kullanılarak yapılıyor. İçi boşaltımlı, tersine çevrilmiş
kavramlarla…
İnsan
kimliği tek etkenden oluşmaz. Kimlik ayrı sınıflandırmalarla ilgili birçok
alanın bileşimidir. Yurt, aile, memleket, köy, meslek, yetenekler, din, budun,
mezhep (ya da bunlara karşı oluş)… Anlam sağlığı ise (bu kavram Prof. Dr. Ahmet
İnam’ın düşünsel, felsefesel katkısıdır) sözkonusu bileşimin bölümleriyle,
ayrıca bu bölümlerin oransal payıyla sıkı sıkıya ilişkilidir. Anlam sağlığı
bireyin düşünce ile duygu dünyasının iç tutarlılığı olduğu kadar dış dünyayla
kurulan uygar, çağcıl, eleştirel bağlar anlamını da taşır. Anlam sağlığı
kimliği tek yönlü yapılandırmamayı, dengeli kurulumu, insanlık birikimine ve
çağın gerçek beklentilerine uygunluğu gerektirir.
Somutlaştırırsak
kişinin kimlik öğelerinden birini, birkaçını, hele de çağdışı, ayrımcı,
tekilci, uyumsuz olanı yaşamının her anına egemen olacak derecede öne
çıkarması, her olaya bu egemen bakışla yaklaşması sağlıksız (patolojik) bir
kişiliği gösterir. Sözgelimi budunsal (etnik) kimlik, dinsel kimlik, mezhepsel
kimlik böyledir. Her şey bir yana bu kimlikler tekilci özelliktedir. Yani
tartışılmaya, eleştirilmeye açık kimlikler değildir. Kesin kabul ya da ret
mekanizmasıyla işler. Kişiyi inaklara (dogma) yöneltir. Bu sav kimlikte yeri
olmadığı anlamına gelmez. Önemli olan bütün içindeki oranı ve şiddetidir.
Yeni
dünya düzeninin istediği insan tipi budur. Kendini sınıfsal, yurtsal, insansal,
bilgisel yanlarıyla değil, budunsal, dinsel, mezhepsel kimlikleriyle tanımlama
çabasında olan insan! Ne yazık ki başta “aydın”lar olmak üzere çok az kişi
tehlikenin ayrımında. “Bilim”, “yazın”, “resim”, “basın”, “fotoğraf”… bu
anlayışa uygun biçimde tasarlanıyor.
“Birbirimizi
ayrılıklarımızla tanıdıkça seveceğiz” yaklaşımı tamamen yanlıştır, yer yer de
aldatmacadır. Ayrılıklar yaratıcılıkla ilgili olarak ilk ortaya konulan
anlamında sevgi, ilgi güzellik konusudur, saygındır. Bunun dışında sevgiyi
değil sevgisizliği besler. Bireyin ortaya çıkamadığı, yaşayamadığı derebeylik
kimliklerini yüceltmek, ayrı olanı sevmek şurada dursun özgürlüğü de, hoşgörüyü
de öldürür. Yeryüzündeki onca çatışmanın üst yapısı da bu değil mi?
Budun,
din, mezhep, aşiret… gibi kimlik alanlarını yaşamsallıktan çıkarmak, olsa olsa
halkbilimsel bir değer biçiminde korunması gereken bir konumda tutmak bilincini
edinememiş kişinin aydınlığı her an sorgulanmaya açıktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder