Cuma, Eylül 18, 2015

Partiler, Güncel Soru(n)lar ve Aydın Tavrı

Günay Güner
Partiler, Güncel Soru(n)lar ve Aydın Tavrı
Bilimsel yasalardan “bileşik kaplar” yasasının en belirgin işlediği ülkelerden biri kuşkusuz Türkiye’dir. Ne demek istiyorum? İnanç-budun bağlarını kimlik yapısının en başına koymuş olanların saplantılarından çok da ayrı değil aydın tavrı beklenecek kesimlerdeki insanların yaklaşımları.
Oysa aynı kişilere sorulsa, çok rahatlıkla doğruyu söyleyecek, “Evet, aydın bireysel istencini yüreklice ortaya koyandır” diyeceklerdir. Ne olup bitiyorsa, güncel siyasanın, topluluklar bağlamında benmerkezci tutumların (dile getirilemeyen, ayrımında olunamayan) baskısından oluyor.
Örnek mi işte Türkiye’de en yakıcı alanlardan biri olarak beliren Kürt sorunu. Bu konuda tarihsel dayanakların günümüzü de büyük ölçüde açıkladığından kuşku yok. Yine aynı Troya Atı rollerine soyunanlar. Bunların “uygar” batıca her koşulda desteklenmesi. Bunlar ve pek çok koşutluk sözkonusu. Gerçek çok açık. Ne ki sorun yaşanan bir alan da var; bir biçimde çıkmaza sokulmuş bu (ve benzer) sorun karşısında şu an devlet siyasası, ulus-parti siyasası ne olmalıdır? Bir başka yönden soralım; kendine özgü, gerekliliklerle desteklenen esneklik alanları oluşturmalı mı yoksa (son kırk yıldır silinen) geleneksel devlet ilkeleri gereği benimsenmesi gerektiği bilinen uygulamalar ödünsüz olarak devreye sokulmalı mı? İkinci olasılığı birebir benimsemek Yugoslavya deneyiminden ders almamak anlamına da gelebilir. Sırp ağırlıklı yönetim odağı ile karşıt budunsal (giderek dinsel) güçler arasında yayılmacılarca planlanmış ve aşama aşama gerçekleştirilmiş gerilim ve çatışma büyük kıyımlarla ve parçalanmayla; ülkenin yayılmacı üssüne dönüşmesiyle, yoksullaşmasıyla sonuçlanmıştır. Bu sonuçta diğer etkenlerin yanı sıra odağın (merkezin) “şiddetli” “böldürmeme”, “parçalatmama” kaygısının da payı vardır. Türkiye özeline dönersek, verili koşullarda ilke ve katılık yaklaşımıyla yapılabilecek bir şey olamaz, düşünülemez herhalde! Geçen onyıllar içinde kırmızı değil, hiçbir renkli çizgi kalmadığı, bırakılmadığı açıkça görülüyor.
Yine ulusların kaderlerini belirleme hakkı diye bilinen alan birikiminde, en önemli liderlerden V.I. Lenin’in yaklaşımının da “Kesinlikle ayrılamazsınız” olmadığı bilinir. Ne ki “Dilersen hemen ayrıl” da değildir. Öyleyse nedir? Bu değerli, saygın anlayış şöyle açıklanabilir: Sınıfsal düzlemde öyle bir dayanışma ve özgürlük ortamı oluşturalım ki kültürel varsıllıkların da uygar ölçüler içinde, demokratik biçimde yaşandığı emekçi birlikteliği, ortaklığı “gönüllü” kurulabilsin; budunlar gönüllü katılsınlar.
O nedenledir ki hiç öyle “katı” söylemlere gerek yok; “güvenliği” kesinlikle sağlanmış, silahların gölgesinin olmadığı bir “Ayrılmak istiyor musun” oylaması en usçu çözümdür. Yazık ki bunları dillendirene rastlanmıyor. Sözcüler neredeyse birebir aynı sözcüklerle konuşuyorlar. Çok garip…
Bir diğer kırılmaya uğramış yaklaşım, doğu-batı sorunuyla ilgilidir. Ulusçu kesim sorusuz, sorgusuz bir salt doğuculuk anlayışını savunmaktadır. İbni Rüştlerin, Farabilerin, İbni Sinaların… dönemine yönelik yoğun bir yurtsama (nostalji) duygusu içindeler. Oysa o dönemin “gelişmiş”liğinin bugüne yararı yoktur. Bugün kuyrukluyıldıza araç indirip, deney yapabiliyor musun? Gerisi yurtsamadan başka bir şey değildir. Yayılmacılık karşıtlığı neden böylesi bir miyopluğa yol açsın. Bu yaklaşım Atatürkçülüğe de uymuyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün, batının kendisi için istediği ilerici, gelişmiş yaşam biçimini, düşün yapısını Türkiye için de istemesiyle, kişilikli, bağımsızlıkçı siyasası arasında hiçbir çelişki yoktur. Bu tutarlı ekin-uygarlık anlayışını doğuculuk diye anlamak, adlandırmak olanaksızdır.
Günümüzde süren seçim açıklamaları da ayrı bir tipik örnektir. Dikkat edilirse, gerici kesim bir yana bırakılırsa, başlıca iki uçta belirginleşiyor. Tutumbilimsel ağır sorunları ya hiç önemsememe ya da en öne alma başka soruna yer vermeme anlayışı!
Hep yinelemek zorunda kalıyoruz, açıklamalar saçmalıklarla dolup taşıyor. CHP ile başlayalım. Kaynak “sorunu” adına dillendirilenler hiç davası, ülküsü (hadi bu sözcüğü sevmiyorsanız) ideolojisi olan bir partinin sözlerine benziyor mu. Kaynağınız nedir, sorusunun yanıtı salt “Sarayın hortumunu kesersek…” olabilir mi. “Saray” 13 yıldır satmadık kamu girişimi bırakmamış, sen “Özelleştirmeye karşıyım, satılanları geri alacağım, yeniden kuracağım, kamu önceliğinde olacak” diyemiyorsun. 13 yıldır tek fabrika kurmamışlar, sen “Tıpkı cumhuriyetin yaptığı gibi, emekçilerin onurlu biçimde çalışıp kazanacakları, makine yapan fabrikalar kuracağım” diyemiyorsun.
Ne ki şunu da anlamamak olmaz: Türk seçmeninin davranış özellikleri üzerine yapılan en yeni alan çalışmaları, yaklaşık % 55’inin, sözkonusu (cumhuriyet, ulusçuluk, kamulaştırma, dayanışma, ortaklaşacılık…) duyarlıklarını taşımadığını ortaya koyuyor. İşte o anda da zurnanın “zırt” dediği yere gelinmiş oluyor: Nasıl oy alacaksın? Çünkü şu ya da bu nedenle seçmen bir biçimde, belirtilen duruma getirilmiş. İktidara geliş biçimin “silahlı savaş” olmayacağına göre (ki varsayım öyleyse o mantığa göre düşünür başka şeyler söyleriz) bu soru anlamsız sayılamaz: Nasıl oy alınacak?
Bu durumda “Bizim baraj sorunumuz yok” tümcesi ne anlama gelir? Mutlaka yanlışları da barındıracak, siyasal söylemler içinde büyük oranda (ulusçuluk, bağımsızlık, yayılmacılık karşıtlığı… gibi) en doğru dayanakları da işleseniz karşılığı ve zemini yoksa (ki olmadığı görülüyor) siyasa bağlamında anlamı yoktur. Hele de insanlar açlıkla, çaresizlikle boğuşuyorsa, o yakıcı gereksinimlere, bugün, şimdi ne çare bulacağınız önem kazanır.
Seslendiğimiz her iki kesim de kendince yanıtlar bulacaklardır bu eleştirilere.
Eleştirilerin, iktidara gelemediği, aydınlanmacı, usçu bir yaşam biçimini kurup soluyamadığı için, gereksinimleri yalnızca 13 yıldır değil, neredeyse seksen yıldır birikmiş, ertelenmiş bir özverili, güzel toplum adına yapıldığının da bilinmesi gerekir.
Giderek, oy önerimiz, gönlümüzden geçen odak o olduğundan değil, mantığımız, usumuz gerektirdiğindendir.
Bu pehlivan artık güreşe doydu, biline!
 4 Mayıs 2015





Hiç yorum yok: