Günay Güner
Osmanlıca
“Tepeden İnmeciliği”
Harbi Gazete’de köşe komşum,
değerli Yazar İhsan Kutlu
“Osmanlıca, Türkçe, Dil ve Kültür” başlıklı yazısında Osmanlıca üzerinden
Türkçeye saldırıyı çok ayrıntılı, örneklerle açıklamış. Bilincine sağlık.
Gerçekten de bu Hacı Şakir
partisi yönetimi, seçmeni o güzelim cumhuriyet kurtuluş-kuruluş dönemini,
gerçekdışı senaryoları gereğince, tepeden inmecilikle suçlamazlar mıydı?
“Vesayet” sözcüğünü Türkçeyle uyumsuz sesletimleriyle haykırıp durmazlar mıydı?
Binlerce ağacı keserken, imar değişiklikleri ve her yolla vurgun vururken, her
okulu imam hatip yapma amacı ardında her yolu denerken halka sormadılar;
“tepeden indiler”. Osmanlıca dersinin yaygınlaştırılması ve diğer sözde eğitim
şurası kararları konusunda da halka sormadılar; “tepeden indiler”. Tıpkı
ağalarının köy enstitülerini, ulus okullarını kapattıkları gibi. Onlar da ışıl
ışıl enstitüleri kapatırken halka sormadılar.
Dayatma tekilci anlayışsızlığın
doğasındadır. Bu kesim dayatmasız var olamaz.
Bu nedenledir ki onyıllardır
kendilerine “entelektüel” süsü vermeye çalıştılarsa da başaramadılar. Sorun
“doğa” sorunu.
Osmanlıcaya dönecek olursak,
“aynı kesim” yine onyıllarca “yaşayan Türkçe” yaygarasıyla halkı kandırmaya
çabaladı. Hem de bunu dipdiri Türkçeye saldırırken kullandı. Bakalım o
bayıldıkları Osmanlıca yaşamış mı?
·
Osmanlıca,
başta Arapça, Farsça olmak üzere ona yakın dilden tutam tutam katmalarla
oluşturulan yapay “yazışma” dilidir.
·
Osmanlıca,
Yunus Emre’nin, Kazak Abdal’ın, Pir Sultan Abdal’ın, Dadaloğlu’nun,
Karacaoğlan’ın, destanların, halk öykülerinin, türkülerin… güzel Türkçesini,
bugün bile aracısız, sözlüksüz anlaşılan Türkçesini aşağılamak için
oluşturulmuş yazışma dilidir.
·
Osmanlıca
hiçbir zaman konuşma dili, sözlü ekin dili olmamıştır. Örneğin İstanbul halkı
Doğu Roma sonrası tarihi boyunca Türkçe konuşmuştur.
·
Bu nedenle
Osmanlıcayla oluşturulan yazın ürünleri de ete kemiğe bürünememiş, canlılık,
yaşarlık kazanamamış, “naylon” kalmıştır.
·
“Osmanlıca
yazılan bir yazıyı katibine sorsanız ne yazdığını söyleyemez”, “Sözlüğe
bakmadan ben de anlayamıyorum” yakınmaları günümüze Osmanlı günlerinden
ulaşmıştır. Bunları söyleyenler, yazanlar dönemin dürüst aydınlarıdır,
yazarlarıdır.
·
Osmanlıcanın
abecesi Türkçe abece değildir, Arap abecesidir.
·
Osmanlıcanın
dayandığı Arap abecesi Türk ulusu için sıradan bir abece olmayıp, bir bölümü
yukarıda açıklanan nedenlerle olumsuz tarihsel içeriği ve yükü olan bir
abecedir.
·
Gelişmiş,
uygar ülkeler kuyruklu yıldıza araç, robot işlik indirecek aşamaya ölü dillere
dönmeye çalışarak, rahip okullarını çoğaltarak, tüm okullarını rahip okulu
yapmaya çalışarak ulaşmadılar. Kuyruklu yıldıza araç indiremiyorsan gerisi
boştur. Çekiver kuyruğunu gitsin!
Sanırım bu
kadarı şimdilik yeterli. Osmanlıca yaşayan bir dil mi ölü bir dil mi sanırım
yanıtlanmıştır.
22 Aralık 2014
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder